24 Aralık 2008 Çarşamba

Sisli Beden








Gece, zarlarını atıp uyudu.Ağustos böceklerinin şarkısında tutku aradım. Yanılgılarınla yat bu akşam. Beyaz yastıklar ve anlamsız su bardakları. Eksilerle döşenmiş bir ev ve buzdan ay. Keçeli kalem yazmamalı. Yazıyor bir kuş gibi...Adresini karakolda unutmuş gibisin.

Niye abartıyorum kendimi? Yokum belki de.Çıkaramıyorum üçten yediyi. Çıkamıyorum olanlardan. Dengesizliğime içiyorum ve kırık bir küllük.

Bir kedinin mırıltılarını taklit ediyorum şimdi. Üstüne üstlük yarın belgelerle dolu bir gün olacak. karnım ağrıyor. Yanına uyusana beni.

Kırık kırık ağlamak...Kaldır ve çöz sisle kaplı bedenimi. Saçlarım her geçen gün şiirsel ağrıyla yıkanıyor. Gömleğim martıların haritası. Sayıklıyor atlar uzun uzun.

Anlamlı ve uzun uzun cümleler kuranların haberleri yok avuçlarının pembeliğinden.Şiirle beslen,düşle ayaklan...

14 Aralık 2008 Pazar

kalbim


Kalbimden söktüğün heceleri yeniden daldırıyorum gözlerime. Dalıp gidiyor çarşaflarım

Akdeniz’e. Tuz ve kan gibi bir şeyim şu an. Anlatsam çekip gider meydandaki heykeller. Onlar orada dursun diye gülleri suluyorum, marangozluğa soyunuyorum. Kalbim tuz ve kan gibi…

karanlığın ortası


Karanlığın ortasında duruyorum. Ortasından çıkıp mavi beyaz kareli örtü olmak istiyorum. Kimse beni tanımıyor. Her gün farklı bir yüzle uyandığım için olmalı… Farklı yüzlerimin en içinde çizgili ve yaralı defterler var. Çizgilerini sevmiyorum.

Pencereden başımı uzatıyorum, başım uzadıkça yere doğru, kalbim genişliyor…

Genişleyen kalbimle ne yapacağımı bilebilsem bu kadar yabancı gelmeyecek ayaklarım.

Ayaklarımı sevebilsem bu kadar yabancı gelmeyecek dünya…

29 Eylül 2008 Pazartesi

harfsiz şiir




Her gün kızıyorum kendime. Bazen kızdıktan hemen sonra şefkatli davranıyorum. Batıyor yaşam. Ayaklarım birbirine dolanıyor. Peki ama nereden başlayacağım?

Harfsiz şiir oluyorum. Okuyan olur mu? Anlayan omzuma dokunsun.

Omzuma dokun. Sus.

Belki de harfler sanrılarıdır yazarların. Belki de notalar noktalara kızgınlığıdır hayatın. Ah de içinden. Ah duyulur. Duyarım. Topla kendini. İyi olman için her şeyi yaparım.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Önemli An




Gözlerini kapadı bir an. O bir anda binlerce görüntü ve ses vardı. Yaşamının en anlamlı konuşmalarını ve en değerli görüntülerini izledi. O anda bu sıradan gibi gözüken günlerinin devam etmesine karar verdi. Zorunluluğun getirdiği buruklukla değil de heyecanla ve istekle kararını verdi. Kokulu silgilerin kokusuna benzer büyülü bir koku vardı havada…İyileşiyordu. Dışarıya çıkıp simit aldı. Evde çay demledi. Buzdolabından peynir çıkardı. Masada çay, simit, peynir ve kararlı bir kişi vardı. Karnını doyurduktan sonra bu sıradan gibi gözüken günlerin pırlanta değerinde olduğunu kavramasının yarattığı sevinç gözyaşı olup evrene karıştı…

Şaka




Eylül’ün içinde hayal gibi duran bir sevinç köprüsündeydim. Üzgün ve rengarenk sular aktı bulutlarda. İşittiğim aydedeydi. Ünlü ve ünsüz harflerden yelek ördüm bütün gece. İnce bir insandı o. Duyarlı ve nazik. Yağmur göz kapaklarına saklanırdı her zaman…Mutlu insanları gördükçe o da mutlulukla yürür fakat yaşamın büyük bir şaka olduğu düşüncesinden vazgeçmezdi. Akıllıca yapılan bu şakaya son vermektense şakanın içinde olduğunu bildiğinden kimseye söz etmeden o da onlara şaka yapabilirdi. Yaşama verilecek en güzel cevap güzel bir şakaydı belki de…

18 Eylül 2008 Perşembe

Sonsuzluk Gözlüğü




Çok sevdiğim bir dostumun önerisini sizlerle paylaşmak istiyorum:
Sorunlara sonsuzluk gözlüğüyle bak!
Bazen sorunların içinden çıkamayacağımızı düşünürüz. Ancak içinden çıkamayacağımız ve kendileri yüzünden hayatımızın zehir olduğu bu sorunlar gerçekten bu kadar önemli mi sorusunu kendimize sormamız gerekiyor.
Bu soruyu sorarken de o soruna içinde bulunduğumuz andan değil sonsuzluktan bakmalıyız. İçinde bulunduğumuz anda çok yoğundur,çok ağırdır,çok büyüktür. Aslında öyle değildir de gözümüze öyle görünür.
Eğer gerçekten de o kadar büyük olmadığını anlarsak o sorunu daha kolay çözeriz. Gözümüzde büyüttüğümüz sorunlarla baş etmemiz daha zordur.
Aynı zamanda sadece içinde bulunduğumuz andan değil kendimizden de sıyrılmalıyız. Sorun yaşadığımız kişinin yerine geçmeli ya da sorunla hiç ilgisi olmayan bir kişinin yerine geçip tarafsız olmalıyız.
Tüm bunları bilsek bile kendimizi haklı göreceğimizi ve herkesin bizi anlaması gerektiğini düşüneceğimizi tahmin ediyorum.
Belki de bunun için çalışmamız gerekiyor. Karşılaştığımız sorunları ev ödevi olarak görüp sormalıyız:
1) Bu soruna sonsuzluk gözüyle bakabiliyor muyum?
2) Bu soruna başkasının gözüyle bakabiliyor muyum?
Sorunların üstesinden gelebilmek dileğiyle...